Sağlıklı bir gülüşün temeli, yalnızca beyaz ve düzgün dişlerden geçmez; dişleri tutan, besleyen ve koruyan diş etlerinin sağlıklı olması da en az dişler kadar kritiktir. Diş eti hastalıkları, dünya genelinde yetişkin nüfusun büyük bir bölümünü etkileyen, ancak erken dönemde fark edilip tedavi edilmediğinde diş kayıplarına ve hatta ciddi sistemik sağlık sorunlarına yol açabilen önemli bir halk sağlığı meselesidir. Dt. Sezer Özdem, periodontal sağlığa verdiği önem ve bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımıyla hastalarına sağlıklı dişetleri ve güçlü bir ağız sağlığı altyapısı kazandırmaktadır.
Diş Eti Tedavileri Nedir?
Diş eti tedavileri; dişleri çevreleyen yumuşak dokuları (diş eti / gingiva) ve dişleri çene kemiğine bağlayan destek yapıları (periodonsiyum) etkileyen hastalıkların teşhis edilmesi, ilerlemesinin durdurulması ve hasarın mümkün olduğunca geri döndürülmesi amacıyla uygulanan tüm tıbbi ve cerrahi prosedürleri kapsamaktadır. Bu tedavileri kapsayan uzmanlık alanı, tıp literatüründe “periodontoloji” olarak adlandırılmaktadır.
Diş eti tedavileri; basit diş taşı temizliğinden derin küretaja, diş eti cerrahisinden kemik grefti uygulamalarına kadar geniş bir yelpazede değerlendirilebilir. Tedavinin içeriği ve kapsamı, hastalığın evresine, yaygınlığına ve hastanın genel sağlık durumuna göre belirlenmektedir.
Dt. Sezer Özdem, diş eti tedavisini yalnızca kanamayı durdurmak ya da estetik kaygıları gidermek amacıyla değil; hastanın uzun vadeli genel sağlığını korumak ve güçlendirmek için bir zorunluluk olarak görmektedir. Zira araştırmalar; tedavi edilmemiş diş eti hastalığının kalp damar hastalıkları, diyabet, erken doğum riski ve kronik enflamatuar süreçlerle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Diş Eti Hastalıkları Nelerdir?
Diş eti hastalıkları, hafiften ağıra doğru belirgin bir ilerleme gösteren kronik enflamatuar rahatsızlıklardır. Erken evrede yalnızca diş etini etkilerken, ileri evrelerde kemik ve bağ dokusu yıkımıyla sonuçlanabilmektedir.
1-Gingivitis (Diş Eti İltihabı)
Diş eti hastalığının en başlangıç ve en yaygın formudur. Dişlerin üzerinde biriken plak içindeki bakteriler, diş etinde enflamatuar bir yanıt başlatır. Kanama, kızarıklık ve şişlik en belirgin bulgulardır. Bu evrede diş eti bağ dokusu ve kemiği henüz etkilenmemiştir; dolayısıyla erken ve doğru tedaviyle hastalık tamamen geri döndürülebilir niteliktedir. Gingivitis, tedavi edilmediği takdirde periodontite ilerleyebilir.
2-Periodontit (Diş Eti ve Kemik Hastalığı)
Gingivitisin ilerlemesiyle ortaya çıkan ve artık yalnızca diş etini değil; dişi çene kemiğine bağlayan periodontal ligamanı ve alveolar kemiği de etkileyen daha ciddi bir hastalık evresidir. Diş eti diş yüzeyinden ayrılarak derin periodontal cepler oluşturur; bu cepler, temizlenmesi güç bakteriyel birikimler için ideal bir ortama dönüşür. Tedavi edilmediğinde diş hareketliliğine ve nihayetinde diş kaybına yol açar. Periodontit; hafif, orta ve ileri evre olmak üzere şiddetine göre sınıflandırılmaktadır.
3-Agresif Periodontit
Genç bireylerde de görülebilen ve alışılmışın dışında hızlı bir ilerleme gösteren bu periodontit formunda, kemikte belirgin bir yıkım oldukça kısa sürede gerçekleşebilir. Sıklıkla genetik yatkınlıkla ilişkilendirilmektedir. Erken teşhis ve agresif tedavi yaklaşımı bu formda hayati önem taşımaktadır.
4-Nekrotizan Periodontal Hastalıklar
Bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde, ciddi stres altındaki kişilerde veya yetersiz beslenenlerde görülen bu form; diş eti dokusunun hızla nekroza uğramasıyla karakterizedir. Şiddetli ağrı, diş eti kanaması ve ağız kokusu ön plandaki belirtilerdir. Acil tedavi gerektiren bu tabloda beklemek, hasarı katlanarak artırabilir.
5-Periimplantit
İmplant çevresindeki kemik ve yumuşak doku dokusunu etkileyen enflamatuar bir hastalıktır. Doğal dişlerdeki periodontite benzer bir patogenezle ilerlemekte olup tedavi edilmediği takdirde implant kaybıyla sonuçlanabilmektedir. Düzenli implant takip randevuları ve iyi ağız hijyeni, periimplantiti önlemenin temel yollarıdır.
Diş Eti Hastalıklarının Belirtileri Nelerdir?
Diş eti hastalıkları sinsi bir seyir izler; özellikle erken evrelerde ağrıya yol açmadığından birçok hasta farkında olmadan hastalığın ilerlediğini yaşayabilir. Aşağıdaki belirtiler, bir diş hekimine başvurmanız gerektiğinin önemli uyarı işaretleridir:
- Diş fırçalarken veya diş ipi kullanırken diş etlerinde kanama görülmesi
- Diş etlerinde kızarıklık, şişlik veya hassasiyet
- Diş eti çekilmesi; dişlerin normalden daha uzun görünmesi
- Dişler arasında veya diş-diş eti birleşiminde apse (şiş, ağrılı, irin dolu kabarcık) oluşması
- Kalıcı ve tedirgin edici ağız kokusu (halitozis)
- Diş ile diş eti arasında oluşan derin ceplerin yarattığı sürekli tat değişikliği
- Dişlerin sallanması veya konumunun değişmesi
- Alt ve üst dişlerin kapanışında fark edilebilir bir değişim
- Çiğneme sırasında ağrı veya rahatsızlık hissi
Dt. Sezer Özdem, bu belirtilerden birini ya da birkaçını yaşayan hastaların vakit kaybetmeden bir periodontoloji değerlendirmesi yaptırmasını önermektedir. Erken müdahale; hem daha az invaziv bir tedavi sürecini hem de çok daha iyi bir prognozu beraberinde getirir.
Diş Eti Hastalıklarının Nedenleri Nelerdir?
Diş eti hastalıklarının gelişiminde tek bir neden değil; birbiriyle etkileşen biyolojik, davranışsal ve sistemik faktörlerin bir kombinasyonu rol oynamaktadır.
Dental Plak ve Diş Taşı: Diş eti hastalıklarının birincil ve en temel nedeni, dişlerin yüzeyinde birikerek patojenik bakteriler barındıran yumuşak yapışkan tabaka olan dental plaktır. Temizlenmeyen plak 72 saat içinde mineralize olarak diş taşına (kalkülüs) dönüşür; diş taşı ise yalnızca profesyonel aletlerle uzaklaştırılabilir.
Yetersiz Ağız Hijyeni: Düzensiz ya da hatalı diş fırçalama, diş ipi kullanmama ve profesyonel diş temizliğini ihmal etmek; plak ve diş taşı birikiminin en önemli kolaylaştırıcı faktörlerdir.
Sigara ve Tütün Kullanımı: Sigara; diş eti dokusundaki kan dolaşımını bozar, bağışıklık yanıtını zayıflatır ve diş eti hastalığının ilerlemesini hızlandırır. Ayrıca sigara, hastalığın klasik belirtilerinden biri olan kanamayı maskeleyerek teşhisi geciktirebilir.
Hormonal Değişimler: Puberte, gebelik, menopoz ve menstrüel döngü süreçlerindeki hormonal dalgalanmalar, diş etlerini bakterilere karşı daha duyarlı hale getirir. Gebelik gingivitisi, bu dönemde dikkat edilmesi gereken önemli bir klinik tablo olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sistemik Hastalıklar: Diyabet, romatoid artrit, kardiyovasküler hastalıklar ve HIV gibi bağışıklık sistemini etkileyen durumlar; diş eti hastalığı riskini ve şiddetini artırmaktadır. Özellikle kontrol altına alınamamış diyabet ile periodontit arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki mevcuttur.
İlaç Kullanımı: Antiepileptikler, kalsiyum kanal blokerleri ve bağışıklık baskılayıcılar gibi bazı ilaçlar; diş eti dokusunda hiperplazi (anormal büyüme) ya da kuruluk yaparak hastalık riskini artırabilir.
Genetik Yatkınlık: Araştırmalar, periodontit vakalarının önemli bir kısmında genetik yatkınlığın belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Ailesinde ciddi diş eti hastalığı öyküsü bulunan bireylerin daha sık ve kapsamlı kontrol yaptırması büyük önem taşımaktadır.
Kronik Stres ve Yetersiz Beslenme: Kronik stres; kortizol seviyesini yükselterek bağışıklık tepkisini zayıflatır ve diş eti iltihabının şiddetlenmesine zemin hazırlar. C vitamini yetersizliği başta olmak üzere mikro besin eksiklikleri de periodontal dokuyu savunmasız bırakmaktadır.
Diş Eti Tedavisi Aşamaları Nelerdir?
Diş eti tedavisi; hastalığın evresine göre şekillenen, aşamalı ve sistematik bir süreçtir. Dt. Sezer Özdem, her hastanın klinik tablosunu bireysel olarak değerlendirerek en uygun tedavi protokolünü planlamaktadır.
Aşama 1 – Teşhis ve Periodontal Harita: Kapsamlı bir periodontal muayenede; diş eti cep derinlikleri (sondaj), kanama indeksi, diş hareketliliği, diş taşı dağılımı ve radyografik kemik kaybı değerlendirilir. Elde edilen veriler “periodontal harita” şeklinde kayıt altına alınır ve tedavi planlamasının temelini oluşturur.
Aşama 2 – Başlangıç (Non-cerrahi) Periodontal Tedavi: Profesyonel diş taşı temizliği (skalaj), kök yüzeyi düzleştirmesi (küretaj) ve hastanın ağız hijyeni eğitimi bu aşamanın temel unsurlarını oluşturur. Hafif ve orta evre periodontitlerde non-cerrahi tedavi çoğunlukla yeterli olmaktadır.
Aşama 3 – Yeniden Değerlendirme: Başlangıç tedavisinden 4 ila 8 hafta sonra periodontal durum yeniden ölçülerek tedaviye verilen yanıt değerlendirilir. Dokuların iyileşme durumu, cep derinlikleri ve kanama indekslerindeki değişim incelenir.
Aşama 4 – Cerrahi Periodontal Tedavi (Gerekirse): Non-cerrahi tedaviye yeterli yanıt vermeyen, derin ceplerin ve kemik kayıplarının söz konusu olduğu ileri evre vakalarda cerrahi müdahale planlanır. Flap cerrahisi, kemik grefti, guided tissue regeneration (GTR) gibi prosedürler bu aşamada devreye girer.
Aşama 5 – Destekleyici Periodontal Tedavi (Takip): Aktif tedavi tamamlandıktan sonra uzun vadeli başarıyı güvence altına almak için düzenli kontrol randevuları planlanır. Destekleyici periodontal tedavi (DPT) randevularında profesyonel temizlik yapılır, periodontal durum takip edilir ve hasta motivasyonu canlı tutulur.
Diş Eti Tedavisinde Kullanılan Yöntemler
Diş eti tedavisinde uygulanan yöntemler, hastalığın evresi ve hastanın klinik durumuna göre farklılık göstermektedir. Dt. Sezer Özdem, güncel periodontoloji protokollerini ve ileri teknoloji destekli yöntemleri bir arada kullanmaktadır.
1-Skalaj ve Kök Yüzeyi Düzleştirmesi (Küretaj)
Skalaj; diş yüzeyi ve diş eti altı bölgeden diş taşı ve plak birikintilerinin özel el aletleri ve ultrasonik cihazlar yardımıyla uzaklaştırılması işlemidir. Kök yüzeyi düzleştirmesi (root planing) ise diş köklerinin pürüzlü, enfekte olmuş yüzeylerinin temizlenerek düzleştirilmesini kapsar; bu sayede bakterilerin tutunması zorlaşır ve doku iyileşmesi hızlanır. Her iki işlem de lokal anestezi altında rahatça gerçekleştirilebilmektedir.
2-Lazer Diş Eti Tedavisi
Diş eti cerrahisinde lazer teknolojisinin kullanımı; minimal kanama, daha az şişlik, hızlı iyileşme ve daha konforlu bir tedavi deneyimi sunmaktadır. Lazer enerjisi; enfekte diş eti dokusunu hassas biçimde uzaklaştırırken sağlıklı dokuya zarar vermez. Hem gingivitis hem de periodontit tedavisinde lazer destekli dekontaminasyon protokolleri, konvansiyonel yöntemlerin etkinliğini önemli ölçüde artırmaktadır.
3-Flap Cerrahisi (Açık Küretaj)
Non-cerrahi tedaviyle ulaşılamayacak kadar derin ceplerin söz konusu olduğu ileri evre periodontit vakalarında, diş eti cerrahi olarak açılarak kök yüzeyleri ve kemik defektleri doğrudan görüntülenir. Bu yöntemle enfekte dokunun tamamen temizlenmesi ve gerektiğinde kemik yeniden şekillendirilmesi mümkün olmaktadır.
4-Kemik Grefti ve Guided Tissue Regeneration (GTR)
Periodontit nedeniyle oluşan kemik kayıplarının telafi edilmesi amacıyla uygulanan rejeneratif prosedürlerdir. Kemik grefti; kayıp bölgeye doğal ya da sentetik kaynaklı kemik materyali yerleştirerek yeni kemik oluşumunu teşvik eder. GTR (yönlendirilen doku rejenerasyonu) işleminde ise kemik ile diş eti arasına özel bir membran yerleştirilerek kemiğin bölgede yeniden oluşması için uygun biyolojik ortam yaratılır.
5-Diş Eti Grefti
Diş eti çekilmesi (reseksiyon) nedeniyle açıkta kalan diş kökleri; hem estetik hem de duyarlılık açısından ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Diş eti grefti yönteminde; hastanın damağından ya da biyouyumlu materyalden alınan doku, çekilme bölgesine nakledilerek diş eti hacmi yeniden kazandırılır. Bu prosedür hem estetik hem de periodontal sağlık açısından son derece değerli sonuçlar vermektedir.
6-Antibiyotik ve Antimikrobiyal Tedavi
Cerrahi veya non-cerrahi periodontal tedaviye yardımcı olarak; sistemik antibiyotik kullanımı ya da periodontal cep içine yerleştirilen yerel antibiyotik ajanlar (örn. minosiklin, klorheksidin jel) uygulanabilmektedir. Bu yöntem; özellikle agresif periodontit ve tekrarlayan vakalarda konvansiyonel tedavinin etkinliğini desteklemek amacıyla kullanılmaktadır.
7-Gummy Smile Tedavisi (Diş Eti Estetiği)
Gülümseme sırasında diş etinin fazla görünmesine yol açan gummy smile durumu; lazer gingivoplasti veya cerrahi gingival konturlama yöntemleriyle etkin biçimde düzeltilebilmektedir. Estetik bir müdahale olmasının ötesinde, bu prosedür aynı zamanda ağız hijyenini kolaylaştırır ve diş eti sağlığının uzun vadeli korunmasına da katkı sağlar.
Diş Eti Tedavisi Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?
Diş eti tedavisinin başarısı; yalnızca uygulanan prosedürün kalitesine değil, hastanın tedavi sonrası dönemdeki öz bakım alışkanlıklarına da doğrudan bağlıdır. Dt. Sezer Özdem’in hastalarına önerdiği temel kurallar aşağıda özetlenmektedir:
İlk 24-48 Saat:
- İşlem bölgesine dil veya parmakla dokunmaktan kaçının.
- Sıcak, sert ve baharatlı yiyeceklerden uzak durun; ılık ve yumuşak besinler tercih edin.
- Sigara ve alkol kullanımı iyileşmeyi yavaşlatacağından kesinlikle kaçının.
- Anestezi etkisi tamamen geçene kadar yemek yemeyin.
- Diş hekiminizin reçete ettiği ağrı kesici ve antibiyotikleri eksiksiz kullanın.
İlk 1-2 Hafta:
- Yumuşak kıllı bir diş fırçasıyla işlem bölgesini hafifçe ve özenle fırçalayın; sert baskıdan kaçının.
- Hekiminizin önerdiği klorheksidin içerikli ağız gargarasını düzenli kullanın.
- Hafif şişlik ve diş hassasiyeti normaldir; birkaç gün içinde geçmezse kliniğinizle iletişime geçin.
- Cerrahi işlem uygulandıysa dikiş kontrolü için belirtilen tarihe mutlaka gelin.
Uzun Vadeli Öneriler:
- Günde en az iki kez, doğru teknikle diş fırçalayın; diş ipi veya arayüz fırçası kullanımını alışkanlık haline getirin.
- Belirlenen periyodik kontrol randevularını aksatmayın; Dt. Sezer Özdem, periodontal durumunuzu düzenli aralıklarla takip edecektir.
- Sigara kullanıyorsanız bırakmanız hem periodontal iyileşme hem de genel sağlık açısından en önemli adımdır.
- Şeker tüketimini azaltın; karbonhidrat ağırlıklı beslenme, plak oluşumunu hızlandırır.
- Diyabet, kalp hastalığı gibi sistemik hastalıklarınızın takibini ihmal etmeyin; bu hastalıklar diş eti sağlığınızı doğrudan etkiler.
Diş Eti Hastalıklarından Korunmak İçin Neler Yapılmalı?
Diş eti hastalıklarından korunmanın en etkili yolu; günlük ağız hijyeni alışkanlıklarını doğru ve düzenli biçimde sürdürmek ve profesyonel diş hekimi kontrollerini aksatmamaktır. Dt. Sezer Özdem’in önerdiği koruyucu yaklaşımlar şunlardır:
Doğru ve Düzenli Diş Fırçalama: Günde en az iki kez, özellikle sabah kahvaltıdan sonra ve gece uyumadan önce olmak üzere, en az iki dakika boyunca yumuşak kıllı bir diş fırçasıyla fırçalama yapılmalıdır. Fırçalama tekniğinde diş-diş eti birleşim noktasına 45 derecelik açıyla yaklaşılmalı ve dairesel hareketlerle her yüzey özenle temizlenmelidir.
Diş İpi ve Arayüz Fırçası Kullanımı: Diş fırçası kılları, dişler arasındaki ve diş eti altındaki bölgelere ulaşamaz. Bu nedenle günde en az bir kez diş ipi veya arayüz fırçasıyla interdental temizlik yapılmalıdır. Arayüz fırçaları, köprü protezi ve implant kullananlar için özellikle önem taşımaktadır.
Düzenli Profesyonel Diş Temizliği: Diş taşı, evde yapılan fırçalamayla tamamen uzaklaştırılamaz. Bu nedenle yılda en az iki kez profesyonel diş temizliği (profilaksi) yaptırılması; diş eti hastalığının başlamasını ve nüksünü önlemenin en temel yollarından biridir.
Sağlıklı Beslenme Alışkanlıkları: C vitamini açısından zengin meyve ve sebzeler, periodontal dokuyu güçlendirir ve bağışıklık sistemini destekler. Şeker ve rafine karbonhidratların tüketimini sınırlamak; plak birikimini azaltarak diş eti sağlığını korumaya yardımcı olur.
Sigarayı Bırakmak: Tütün kullanımı, diş eti hastalığı riskini iki ila yedi kat artırmaktadır. Sigarayı bırakmak; diş eti dokusunun kanlanmasını iyileştirir, bağışıklık yanıtını güçlendirir ve periodontal tedavinin etkinliğini önemli ölçüde artırır.
Sistemik Hastalıkların Kontrolü: Özellikle diyabetli bireylerin kan şekerini kontrol altında tutması; hem periodontiti önleme hem de hastalık varsa iyileşmeyi hızlandırma açısından kritik öneme sahiptir. Düzenli iç hastalıkları ve diş hekimi takibi bir arada yürütülmelidir.
Erken Dönemde Diş Hekimine Başvurmak: Diş eti kanaması, hassasiyet veya ağız kokusu gibi belirtiler ortaya çıktığında zaman kaybetmeden diş hekimine gitmek; tedavinin kapsamını ve maliyetini önemli ölçüde azaltır. Dt. Sezer Özdem, rutin kontrol randevularında periodontal tarama da yaparak hastalığı başlangıç evresinde yakalamayı hedeflemektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Diş eti kanaması her zaman ciddi bir sorunun işareti midir?
Diş fırçalarken ya da diş ipi kullanırken yaşanan kanama, pek çok kişi tarafından “normal” olarak algılansa da aslında diş eti iltihabının (gingivitis) en erken ve en güvenilir belirtisidir. Sağlıklı diş etleri kanamamalıdır. Bununla birlikte kanama, mutlaka ileri evre bir hastalığa işaret etmez; erken dönemde fark edilip doğru ağız hijyeni ile desteklendiğinde ve profesyonel temizlik yapıldığında tamamen geri döndürülebilir. Ancak kanamanın sürmesi, şiddetlenmesi veya diğer belirtilerle birlikte görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir diş hekimine başvurulması önerilmektedir.
2. Diş eti çekilmesi tedavi edilebilir mi?
Evet, diş eti çekilmesi birçok vakada tedavi edilebilir ya da en azından ilerlemenin önüne geçilebilir. Hafif çekilmelerde hastalığın altta yatan nedeninin (ağız hijyeni eksikliği, yanlış fırçalama tekniği, diş gıcırdatma vb.) ortadan kaldırılması ve diş eti sağlığının yeniden sağlanması yeterli olabilmektedir. Orta ve ileri evre çekilmelerde ise diş eti grefti yöntemiyle kayıp doku hacmi başarıyla geri kazanılabilmektedir. Dt. Sezer Özdem, her vakayı bireysel olarak değerlendirerek en uygun tedavi seçeneğini belirlemektedir.
3. Diş eti tedavisi ağrılı mıdır?
Günümüz periodontolojisinde uygulanan tedavilerin büyük çoğunluğu, lokal anestezi altında gerçekleştirildiğinden işlem sırasında ağrı hissedilmez. Skalaj ve küretaj gibi non-cerrahi prosedürlerde hafif bir basınç hissi yaşanabilir; ancak bu his ağrı olarak nitelendirilemez. Anestezi etkisi geçtikten sonraki 24-48 saatte diş hassasiyeti ve hafif ağrı görülebilir; bu durum reçete edilen ağrı kesicilerle rahatlıkla yönetilebilmektedir. Cerrahi işlemlerden sonra birkaç gün sürebilecek şişlik ve rahatsızlık hissi beklenen ve normal bir iyileşme sürecinin parçasıdır.
4. Diş eti hastalığı sistemik sağlığı gerçekten etkiler mi?
Evet. Periodontal hastalık ile sistemik sağlık arasındaki ilişki, son yıllarda tıp literatüründe güçlü bir kanıt zeminine oturmuştur. Tedavi edilmemiş periodontit; kan yoluyla tüm vücuda yayılabilen kronik bir enflamasyon ve bakteriyemi kaynağıdır. Kalp damar hastalıkları, tip 2 diyabet, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, romatoid artrit ve Alzheimer hastalığı ile periodontit arasındaki ilişkiyi destekleyen güçlü veriler mevcuttur. Bu nedenle Dt. Sezer Özdem, diş eti tedavisini yalnızca bir ağız sağlığı meselesi olarak değil; genel sağlığın korunması açısından da hayati bir müdahale olarak değerlendirmektedir.
5. Diş eti tedavisi ne sıklıkla tekrarlanmalıdır?
Aktif periodontal tedavi tamamlandıktan sonra, bireysel risk faktörlerine ve hastalığın önceki şiddetine göre belirlenen aralıklarla destekleyici periodontal tedavi (DPT) randevuları planlanmaktadır. Çoğu hasta için bu aralık 3 ila 6 aydır; risk faktörü az olan ve iyi ağız hijyeni sağlayan bireylerde yılda iki kez profesyonel temizlik yeterli olabilmektedir. Periodontal hastalık kontrol altına alınmış olsa dahi tamamen ortadan kalkmış sayılmaz; düzenli takip olmaksızın hastalığın nüks etme riski yüksektir. Dt. Sezer Özdem, her hastası için bireysel bir DPT programı oluşturarak uzun vadeli periodontal sağlığı güvence altına almaktadır.
Diş Eti Sağlığınız İçin Güvenilir Adresiniz
Diş eti sağlığı; genel vücut sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır ve ihmal edildiğinde sonuçları yalnızca ağzınızla sınırlı kalmaz. Dt. Sezer Özdem; kapsamlı periodontal muayene, bireyselleştirilmiş tedavi planlaması ve uzun vadeli takip anlayışıyla her hastasının diş eti sağlığını en üst düzeyde korumayı hedeflemektedir. Diş eti sorunlarınız için değerlendirme randevusu almak ve sağlıklı bir gülüşe kavuşmak için kliniğimizle iletişime geçebilirsiniz.

English